31 Ekim 2017 Salı

Karadelik

"Bir çay mı koysam acaba? Evet evet, en iyisi çay içmek. Ya hangi bardak? İnce belli mi olsa kupa mı? Ama kupa dudağımı yakıyor, en iyisi ince belli bardakta içmek.
İçmesem mi ki? Kahve nasıl olur? Türk kahvesi daha mı iyi? Ama uyuyamam, geceye başlayalı çok oluyor. Hayır, olmaz. En iyisi ıhlamur içmek."
Terliklerine baktı. Çok uzaktalar. Parke zeminde burunları birbirine yapışmış, mahcup bir köle gibi giyilmeyi bekliyorlar. Ama uzak, çok uzak. Keşke çıkarmasaydı. Terlikleri giyse, hantal vücudunun üstünden battaniyeyi kaldırmak var, sonrasında ise mutfağa sürünmek, sonra su kaynatmak derken böyle uzayıp gidiyor. İçeceği bir ıhlamur sadece.
İçmese mi? 
Evet evet, en iyisi içmesin. En iyisi ağlamaya oturduğu yerden devam etsin.
Aslında en iyisi, ses olsun diye açtığı -hayır, korktuğu için değil- televizyonu terliğini giymeden kapatmak, sürünerek odaya gidip yorgan altında alabildiğine ağlamak.
Ama ayağı dışarıda kalmayacak, kalırsa bazı davetsiz misafirler yatağın altından çıkabilir.
Evet, çıkabilir. Hem artık onu koruyacak kimse de kalmadı. Yalnız, tamamen yalnız. Koskoca evrende yıldızlar birbirini bulup çarpışabiliyorken o yarım, tek başına.
Ağlamaktan başka çare yok. Ama gece başlayalı çok oldu. Ağlarsa uyuyamaz ki.
En iyisi ne biliyor musunuz? Sabaha kadar Türk kahvesi içip ağlamak.
Haydi, giy terliklerini.
Yüzünü yıka, canavarları kov yatağından.

1 Ekim 2017 Pazar

Titrek Sokak Lambaları.

Saat gecenin üçü. Köydeki evde olduğumuzdan sokak ışıkları uzakta, odayı aydınlatmıyor. Ben de karanlığın sessizliğine eşlik ederek ağlıyorum.
Biraz da utanıyorum. Ağlamaktan değil. Gece ve sessizce yapılan her şey gizlidir; kimsenin görmesi, duyması istenilmez. Sanki ayıp gibi. Ben de ayıp bir şey yapıyormuşçasına utanç içinde kıvranarak ağlıyorum. Tüm köy ne yaptığımdan haberdar da beni utandırmak istemediklerinden yataklarında sırtları dönük uyuyorlar. Köpekler olası hıçkırıklarım için havlıyor, biliyorum.
Rüzgar pek oralı değil. Kırgın olduğundan esmiş olmak için ceviz ağacımızın yaprakları arasında günlük yürüyüşünü yapıyor, beni umursadığı yok. Dün üşüyüp içeri girmemden kırılmış olacak ki sesini pek duymuyorum.
"Hadi, gel! Bu sefer üşütmem söz" der gibi fısıldıyor etrafta.
Ama hayır, bu gözlerle çıkamam ki! Söz, yarın olur. Ceketimle gelirim hem. Bak o zaman istediğin kadar esersin yine de içeri girmem.
Ama bu gece olmaz.
Çünkü saat üç. Ben utanıyorum.
Ya gizlice dışarı çıkarsam?

Tanjant

O zamanlar sevda denen illet yoktu sokaklarımızda Ve hüzün eşlik etmezdi oyunlarımıza. Güneş bize doğardı Ve karşı mahallenin çocukları onu ...